15 Nisan 2014 Salı

VOTRIENT VE BEN

YATAKTAN KALKAMIYACAK DURUMDAYKEN BİLE İYİLEŞEBİLECEĞİNİZİ HAYAL ETMEK NE GÜZEL! 



BİRAZ BEN

Birkaç hafta ortalardan yok oldum, biraz herşeyden uzaklaşmak istedim, küçük küçük rahatsızlıklarım oldu, kendi halimde takıldım. Şimdi size son birkaç haftayı özetlemenin vakti! 

Sürekli olarak kullandığım kemoterapi hapı Votrient fazlaca yan etkilerini göstermeye başladı. Geçen hafta bir sabah, yüzüm ve boynumda parça parça harita şeklinde kızarıklarla uyandım (herhangi bir kıtaya benzetemedim), yüzümün her yeri yanıyordu adeta, panikledim. O gün neyse ki, biorezonans randevum vardı. Doktorum Sinan Bey, endişe edilecek birşey olmadığını hatta bunun çok iyi bir tepki olduğunu söyledi. Nasıl mı? Bahar alerjisi olmuşum fakat daha önceleri olmuyordum, ya şimdi? 

Meğerki, artık bağışıklık sistemim güçlendiği için vücudum küçük küçük alerjilere tepki göstermeye başlamış ve bu da vücudumun dirençli olduğunun işaretiymiş. Pek sevindim ama tabiki de alerjilerin yanmasının ve kaşınmasının geçmesini 2-3 gün beklemek pek hoş olmadı.

Bahar alerjisi ile birlikte, vücudum yine Votrient'ten dolayı ödem yapmış, bundan dolayı diş etlerim şişti, zar zor yemek yedim. Ağzımda ki şişlik hala geçmedi, beklemedeyim :( Ve bunun üstüne de bir tane daha şey eklendi, Yüksek Tansiyon! Yine Votrientin yan etkisi. Dünden beri co-diovan adlı tansiyon hapına başladım. Yüksek tansiyondan ötürü sürekli yatma ve uyuma halindeyim çünkü kulaklarımın içinde bas sesleri güm güm patlıyordu :/  Tansiyonum 18*10 , 16.5*10 civarı çıkıyor ki eskiden 12*8 çıkardı. Durumlar böyle olunca ve herşey üstüste gelince benden sizden uzaklaşmak zorunda kaldım. Bunların haricinde kendimi duygusal ve mental olarak da çok iyi hissedemedim. Hayatımda birşeyler ters giderken, ben iyice kendi halime çekiliyorum, çok güzel bir huy değil biliyorum ama bazen bu gerekiyor emin olun.


Bunlar haricinde hayatıma yön vermeye çalışıyorum, duygusal anlamda toparlanmaya ihtiyacım var. Votrient'in gazabına uğradığım için bir bakıma şanslı olabilirim, çünkü bu yan etkilerin olması, ilacın vücudumda ki etki derecesini gösteriyor. Kanserleri hücreleri öldürürken, beni de başka şekiller de hasta ediyor. Tekrar kansere yakalanmaktan iyidir ama bu çektiğim acılar:) 

Baharın ve yazın gelmesini dört gözle beklerken, yaşadığım tökezleme evresi çok beklendik değildi, ama her zaman hayatımın değerinin farkındayım, tek yapabildiğim şeyde bu:) Bazen en dipteyken, birden küçük bir anlığına mutlu olmanız bile, size geçmişte ki tüm kötü anıları unutturuyor değil mi? İşte bizi yaşatan şeyde bu, bitmeyen tükenmeyen umudumuz! O anlık mutluluklar için yaşıyoruz, hayat böyle birşey, yaşamaya değer malesef ki!


Sevgiler


Gözde Becerikli



24 Mart 2014 Pazartesi

GİRDAP


                       EN DİBE VURDUĞUNUZDA SİZİ İYİCE İÇİNE ÇEKEN 
                     VE ASLA KURTULAMAYACAĞINIZI DÜŞÜNDÜRTEN O DUYGU ...


Bizim duygu girdabımız... Nasıl da sinsice içine çekiyor, farketmeden kölesi oluyorsunuz. Peki bu ruh halinden çıkmayı nasıl başarabiliriz? 

Olumlu sağlık haberlerimi aldığımdan beri, içimi yeni bir yaşama sevinci sardı. Bunu çok uzun zamandır bekliyordum, derin derin nefes almayı, her nefesimde yaşamayı bir o kadar daha çok istediğimi bilmek. Kaybettiğim sayısız anın önemi bir anda yok oldu, şimdi her uyandığımda uzun uzun yapacaklarımı düşünüp, sevincini yaşıyorum. 

Evet, dediğim gibi kaybettiğim birçok şey oldu geçen 7 sene boyunca. Saçlarım, kaybolmuş bir ruh hali, hepsi benimdi ve aynı zamanda kayıptı. Gidenlere ve yaşadıklarıma artık üzülmüyorum, eğer üzülürsem tümörler geri gelir, bunu çok iyi biliyorum. Zamanında çokça bu hatayı yaparak, kendimi daha da hasta ettim, elime geçen neydi? Hiçbirşey ve aslında kötü herşey...

Böyle olgun düşünmeyi hakettiğimi düşünüyorum artık, giden şeylere üzülürsek biliyoruz ki; hayatımızda ki yenilikleri ve güzellikleri kaçıracağız. Bu şekilde düşünebilmeyi hepimiz hakediyoruz, herkes kendi için özel ve güzel. Sizin bir benzeriniz yok, yaşadığınız tüm kötü şeyler sizin başarınız aslında. 

Nasıl mı?

Hayatın dümdüz bir çizgi olmadığı konusunda herkes hem fikir olmalı. Size çok ama çok basit bir örnek vereceğim.

Mesela, beğendiğiniz bir eteği yada pantolonu almaya gittiğiniz, cebinizde paranız var, o sabah kalktığınız da hava yağmurlu. Yağmurluğunuzu giyerken, bu sizin alışveriş gününüzü berbat edemez diye düşünürken, şemsiyenizi aramaya başlıyorsunuz. Fakat şemsiyenizi birkaç gün önce dolmuşta unuttuğunuzu farkediyorsunuz, dışarı çıkınca bir tane alırım diye düşünüp, evden ayrılıyorsunuz. Ama olaylar istediğiniz gibi gelişmiyor, ortalıkta ne şemsiye satan biri var ne de boş taksi! Hatta ve hatta yağmur gittikçe şiddetleniyor. Dolmuş bekliyorsunuz, yağmur hızı sinirlenme kat sayınıza yetişiyor. Uzaktan gelen dolmuşu görünce, yüzünüzde bir gülümseme oluşuyor, fakat yaklaşınca görüyorsunuz ki dolmuşta boş koltuk yok :) Pardon komiğime gitti. Neyse, bir tane daha dolmuş geliyor ve şükürler olsun ki bindiniz. Üstünüz sırılsıklam, parayı uzatıyorsunuz, ellerinizin ıslaklığıyla bozuk paralar elinizden kayıp etrafa saçılıyor. Yanınızda oturanlar parayı toparlayıp size uzatıyor. Neyse ki bunu da atlattınız! İniceğiniz yere yaklaşırken, sabah ki kadar mutlu hissetmediğinizi düşünüyorsunuz ama kıyafetinizi alacaksınız, o konuda kararlısınız hala. Mağazanın önünde indiğinizde, bir araba hızla yanınızdan geçerken üstünüzü ıslatıyor. Artık küfretme zamanı diyip, ağzınızdan o kelimeleri çıkarıyorsunuz!

- LANET OLSUN! DİKKAT ETSENE YA! 

Mağazanın içine kedi gibi ıslanmış bir şekilde ve birazda üşür halde giriyorsunuz. 

-Evet ben ne alacaktım?

-Etek!


Reyonlara bakıyorsunuz alacağınız eteğin bedeni kalmamış. Ama o eteği bugün alacaktınız hani? Eli boş ve ıslanmış bir şekilde eve geri dönüyorsunuz. 

Moraliniz bozuk değil mi? Peki çok mu bozuk? Daha kötü günleriniz illa ki oldu, bunu içten biliyorsunuz. Ama o an diyorsunuz ki, ben ne kadar şanssız bir insanım, mutlu olmam için bir sebep var mı bugün? 

Aslında çok ama çok sebep var. Daha kötüsü olabilirdi, alt tarafı bir etek, alt tarafı bir kavga, alt tarafı bir kayıp, alt tarafı kolunuz kırıldı, alt tarafı ameliyat oldunuz, ama iyi ki yaşıyorsunuz. İşte buna sevinin ve mutlu olun! Olumsuz düşünce girdabı, adı üstünde girdap işte, sizi anında alıp götürür. Bu işin kolayı. Zor olan kısım ise, mutluluğu yakalamak, bahsettiğim girdabın içinde hem de! Bu hiç te zor değil.

Eteği alamadığınız gün eve geldiğinizde belki annenize sinirlenip bağırabilirsiniz ve annenizle aranız bozulur. Annenizle aranız bozuk diye, erkek arkadaşınıza kötü davranırsınız, erkek arkadaşınızla tartıştınız için uykusuz kalırsınız, öbür gün işe uykusuz gidersiniz. İşe uykusuz gittiğiniz için, iş yerinde dalgınlıkla bir hata yaparsınız, hata yaptığınız için siniriniz daha da bozulur, azar bile işitmiş olabilirsiniz. Daha devam edeyim mi? Yoksa başa dönüp, alışveriş sonrası kendinize güzel bir kahve yapıp yada sağlıklı bir portakal suyu sıkıp, izlemek istediğiniz filmin başına mı geçersiniz? Belki kediniz de yanınıza sokulur, ne güzel olur değil mi? Size masum gözleri ile baktığı anda, ne yağmuru ne de eteği düşünürsünüz. 

Hayat dümdüz değil işte, olmasın zaten! Mutlu olmayı bilin ve eğer ki değilseniz benden tavsiye, kendinize bir tokat atın!


Sevgiler,

Gözde Becerikli

20 Mart 2014 Perşembe

PAPATYALAR



Tedavilerim bittiğinde erkek arkadaşımla uzun bir tatile çıktık, deniz ve kumun olduğu bir yere gittik, 1 ay kadar orada birlikte zaman geçirdik. Güneş, deniz ve kum üçlemesi bile moralimi yerine getirmeye yetmemişti. Güneş’i gümüş bir istridye kabuğu gibi görmeyi bile becerememiştim. Baktığım her nesne bende nefret uyandırıyordu, hayata ve kendime sürekli lanet ediyordum. Böyle bir durumdayken, kendimi nasıl iyileştirebilirdim ki sizce? Tatilden döndükten sonra, yavaş yavaş saçlarım uzamaya başladı, yavaş yavaş motive olmaya başlıyordum sanki, küçücük bir pırıltı beni bulmuştu. Bana sesleniyordu:

-Beni takip eder misin?

Takip etmek istiyordum ama yolu hiç ama hiç bilmiyordum. Küçük bir fısıldama geldi:

-Tek yapman gereken beni takip etmek, ben senin rehberin olacağım bundan sonra, bana inan herşeyi unutacaksın.
Pırıltıya çok inanmasam da, inanmak istiyordum. Belki de gerçekten doğru söylüyordu. Benim iyi hissedeceğim bir yer vardı, o yerde mutlu olabilirdim. İnanmalı mıyım sana?

-Kendine haklısız etme, herkesin mutlu olcağı bir yer var. Eğer bana inanırsan ben seni o mutluluğa götüreceğim. Fakat oraya vardığımız da yanlız olacaksın. Teklifim hala geçerli, benimle gelicek misin?

“Evet” dedim. Başka bir çarem var mıydı ki, tabiki geleceğim. Umarım karanlık zihnimi eskiden olduğu gibi çiçeklerle donatırsın, sana inanıyorum.

-Bekle, ben sana haber vericem.

İçim biraz da olsa rahatlamıştı ama hala huzursuzluğum devam ediyordu. Hayatı tekrar sevebilecek miydim? Güzel kıyafetler giyip dışarı çıkacabilecek miyim? Saçlarımı geri istiyorum, kendimi geri istiyorum.

Sevgiler,

Gözde Becerikli