14 Mart 2014 Cuma

UZUN BİR BEKLEYİŞTEN SONRA




Gerçek olan tek birşey var! MR neticelerimin temiz çıktığı:) Evet, ben de dahil olmak üzere herkes bu sonuca oldukça şaşırdı! Bekleyişimin çoğu kısmı huzursuz geçse de, sonuç epey sevindirici oldu. 2007'den beri aldığım en iyi MR sonucumun mutluluğu tarif edilemez benim için. Emin olun ki, artık daha bir güzel nefes alıyorum. Sanki beni kuşatan bir duvar vardı önceleri, şimdi ben o duvarı yıktım, paramparça ettim. Kim ister ki hapis gibi yaşamayı? 

Doktorlarım da aynı mutluluğu benimle yaşadılar, bu bir iş bölümü aslında. En büyük iş bendeydi, artık özgürüm. Özgürüm dediğim gibi, beynimin ürettiği o kötü düşüncelerden arındım çünkü. Onların bir daha gelmemesi için, kendimle anlaşma yaptım. Basamakları zar zor çıksam da, artık koşabileceğimi biliyorum. İnanmıştım iyileşme göstereceğime, umut kapıları hiçbir zaman kapanmamış oysa ki. Peki siz ne diyorsunuz? Şaşırdınız mı?

Size iyi olacağıma dair söz vermiştim, ben üstüme düşeni yaptım, şimdilik. Peki ya sonrası? Sonrasını düşünmüyorum, aynı düşünce halinde yoluma devam edeceğim ben. Belki yoluma küçük küçük engeller çıkar, ama ben o engelleri aşacağım. Size, sadece ve sadece, şimdi ki durumum adına konuşuyorum. Gerisini boşverin, çünkü ben boşverdim :) Bu mutluluk kısa süreli bile olsa, yaşamaya değer hayat. Bu bir hediye, hayatımda aldığım en güzel hediye hemde! 

Eğer birşeye yürekten inanıyorsanız, gerçekten onu olmuş bilin. Ben sizin için bir örneğim, kendimi denek ilan ediyorum. Sizin deneyinizin bir parçasıyım, bana kulak verdiğiniz sürece de öyle kalacağım. Ben zor birşeyi başardım, bunun farkındayım. Artık karnıma aniden giren ağrılar yok, artık yorgun değilim, artık sağlıklıyım. Belki sizden bile daha fazla. Sadece vücudum da ameliyat izlerim var, onlar başarımın imzası. O yara izleri bile kaybolmaya başladı, onlara baktığım da iyileşmem için çizilmiş çizgiler olduklarını görüyorum. Benim haritam onlar, yolumu tamamlamam için çizdiğim. Devam ederken arkamdan küçük ekmek kırıntıları bıraktığım yollar var üstünde. Zaman zaman o yollara bakıp, ne kadar şanslı bir insan olduğumu hatırlayacağım ve ardından gülümseyeceğim. Sizi seviyorum, bana aitsiniz çünkü. Sizden vazgeçmeyeceğim, yoluma kaldığım yerden devam edeceğim. Benim tek planım bu. Bir daha ki zamana kadar...


Sevgiler,

Gözde Becerikli



4 Mart 2014 Salı

İLKBAHARIN HABERCİSİ HASTANE KORİDORLARI

İÇİMİZDE Kİ TOMURCUKLAR, GÜNEŞİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN ÇİÇEĞE DÖNÜŞÜRLER.
HEPİMİZİN BİR İLKBAHARI VARDIR DEĞİL Mİ? ANSIZIN GELİR, KİMİ YALANCIDIR BİZE ÇİÇEK AÇTIRIR, AÇILAN ÇİÇEKLER GÜZELLİĞİ İLE BİZİ BÜYÜLER. İLKBAHAR BİZİ BEKLER...




Mart ayı ve benim kontrol çanlarım çalıyor... Kulaklarım da MR cihazının apansız sesleri çınlıyor. Damar yollarımdan hızla akan renkli sıvılar, tümörlerime ulaşacak ve onları sarıp sarmalıyacak ki, belirsin o siyah beyaz röntgen kağıtların da... Yarın hastane koridorları benim, uzun bekleyişimin ortakları. Bugüne kadar ne kadar çok şey paylaştım onlarla, gözlerimden akan damlalar kaygan zeminler oluşturdu üstlerinde, ayaklarımın dibinde biriktiler. Başka hastalar da bastı gözyaşlarıma, aynı acıya onlarda ortak oldu bilip bilmeden. Birçoğunun gözleri ıslak, yüzleri mutsuz bir ifadeyle, vücudunu teslim etti o koridorlara ve bazen de ruhlarını...

Hastane; kimi zaman vücudumuzu, ateş topuna çevirir, kimi zaman da tir tir titrememize yol açan bir buz kütlesine dönüştürüverir. Eskiden oraya ait olma hissini benimsemekten yoksun olan ben, uzun bir zamandan sonra, ikinci evim gibi görmeyi kabullenmiş biri olarak karşınız da duruyorum. Empati kurmam dediğim gibi çok uzun sürdü. Önceleri ilk adımım da, ayakları titreyen bir kız çocuğudum, şimdi ayaklarım taşlaştı, beton zemine meydan okuyorlar. Bastıkça taşlaşıyorum, evet bu iyi birşey. İçimde ki gücün temsilcisi bu durum, kendi farkındalığımın kan kardeşi, dostu. Hayatı korkarak yaşamamam için bir ilke adeta!

O renksiz, sevimsiz ve soğuk atmosfer, şimdileri dalların da minik çiçekleri olan ağaçlarla bezeli. Taşa dönüşen ayaklar, o topraklara bastığı zaman, yumuşacık oluyor. Çıplak ayaklarım bitki örtüsüyle bir bütün halinde, küçük küçük filizlenmeye başlıyor, ta ki o tomurcuklardan çiçek açana dek...

Şimdi sırtınızı koltuğa iyice yaslayın, biraz dertleşmeye ihtiyacım var. Dinler misiniz?

Son zamanlarda, sabahları yatağımda gözlerimi açtığım da, gülümsediğimin ve mutlu olduğumun farkına vardım bugün. Gecelerden çok, sabahları tercihimdir. Çünkü, odamın cephesi güneşin doğuşuyla aydınlanır, odamda ışık hüzmeleri dolaşır ve kalın perdemin arasından sızarak bana merhaba derler. Bunları farketmeyeli ne kadar çok zaman oldu biliyor musunuz? Bugün güzel bir şarkıyla uyandırdım kendimi, çünkü yarın MR sonucumun neticesini alacağım. Kötü bir sonuç çıksa da, bugünü güzel geçirmeme engel olamaz diye düşündüm. Haksız mıyım? Belki de çok iyi bir haber alacağım kimbilir :) Bugünü yaşamak istiyorum ve sizinle de bu güzel günü paylaşmak.

Biraz önce kan testimin sonuçlarını aldım, hepsi çok iyi. Küçük küçük düşüklükler var ama ciddi bir durum yok anlayacağınız. Herşey normal seyrinde:) Sabırsızlıkla yarını bekliyorum, saat 16.00 - 18.00 arası gidip MR sonuçlarımı alacağım. Kağıtta yazanları şimdiden düşünmüyorum, aklım da sadece güzel şeyler var, belirtmek isterim ki, iyi olacak! Şimdiden onun heyecanını yaşıyorum, hatta şimdi öyle bir güce sahibim ki , sonuç kağıdında yazanları bile değiştirebilirim, tabi ki iyi yönde :)

İşte ben, son günümü böyle yaşamasını öğrendim, eskiden çokça karamsarlığa düşerdim. Kendimi negatif etkilediğim gibi, çevremdekilere de o gerilimli enerjiyi yayardım. Ah ne çocukça! derim şimdileri. Belki de iyileşmenin anahtarı burda! Bana söz verin, o anahtarı bulduğunuz da bana da haber verin olur mu? Ben şu andan itibaren anahtarımı buldum ve masamızın üstüne bıraktım. Yanlız anahtarım sadece bana olan kapıları açıyor, unutmayın. Masamda bir sürü anahtar bulmak istiyorum, çeşit çeşit ve hikayesi olan. Bunu benim için yapar mısınız? 






Sevgiler,

Gözde Becerikli 


21 Şubat 2014 Cuma

SADECE BİRAZ ZAMAN





Çoğumuz hayatın acımasız rutinine karşı, hiçbirşey yapamıyor biliyorum. Bunun sebebi maddi olabilir, hırs, beğenilmek, kıskançlık... Bazen durup "Ben ne yapıyorum diyor musunuz?". Ya da şöyle söyleyeyim, bu soruyu kendinize sorma cesaretiniz var mı?

Küçükken normal bir çocuktum yani standart diyelim:) Disney çizgi filmleri izleyen, hatta uzun süre "Disney" yazısında ki "y" harfini fontun yazılış şeklinden ötürü "p" harfine benzeten ama herkesin neden disney dediğine anlam veremeyen, bu çizgi filmleri izlerken yanında lolipop ya da bonibon tarzı şeyler yemeyi seven, bir yandan elinde ki barbie bebeğinin saçlarını seven bir çocuktan bahsediyorum. Bunlar o zamanlar yapmayı en çok sevdiğim şeylerdi, müzik dinlemek ve resim yapmak dışında:) Korkmayın! Size çocukluğumu anlatmayacağım şimdi:) Ortaokul 3.sınıftan itibaren, standart olan herşeyi, bir anda sevmemeye başladım, bu ergenlik olayı haliyle herkes yaşamıştır. Lise, üniversite derken bu anarşist ruh hali devam ediyor, bazılarımız ömrünün sonuna kadar bu ruh halinde olmaya devam ediyor, bazılarımız ise daha normal bir yaşam şeklini benimsemeye devam ediyor, doğru mu?

Hayatımızı seçimler yaparak sürdürüyoruz, şöyle birşey var ki, her iki farklı yaşam şeklini benimseyen insan modeli de , aslında hayatın akışına kapılıyor. O anarşist ruh dahi, hergün aynı işe gidip gelmek zorunda kalıyor, bunun aksini iddia etmeyin, ayrıca şu anda tam da çoğunluk kesime konuşuyorum:) İstisnalar var ama çok çok az bir yüzde diliminde! 

Konuma dönecek olursak, o akışın hızında yaşarken kendinizin aslında yavaş yavaş yok olduğunu biliyor musunuz? O çocuklukta ki cindy bebeklerinin saçlarını seven kız ya da pizza yerken ninja turtles izleyen küçük oğlan değilsiniz artık. Hergün takım elbise giymek zorunda olan, çevresindekilere emir veren ya da alan, arabasının anahtarını evde unutan, sonra o anahtarı aslında başka bir yerde mi olduğunu düşünen insan modeli? Pardon ben bu akışın içinde size ait bir parça görmüyorum. Bizim ihtiyacımız olan şey ise, arada bir kendimize karşı seyirci olmak ve kendimizi şımartmak. Eğer sürekli hayatın stresi içinde olmaya devam ederseniz, emin olun yaşam kaliteniz bir sürü sonra azalıcak. Ve sonu sizin yokoluşunuz...






İki hafta önce, bir anda karar alarak, otobüse atladım ve manisa'ya gittim. Uzun zamandır aile büyüklerini ziyaret etmek istiyordum. Oraya gitmek beni, çocukluğuma geri döndürdü adeta!
Ordayken geçmişimi sorgularken, aynı zamanda da kendimi düşündüm. Ara ara sohbet ettim kendimle, sorular sordum ve cevap aradım. 
"Ben napıyordum?", "Napıyorum?" , "Şu anda yaşadığım hayattan mutlu muyum?",  "Eskiden düşünüpte sahip olmak istediğim kaç şeye sahip olmuştum ?". Bunları tekrar ve tekrar sorunca kendime, cevapları yavaş yavaş gelmeye başladı. Kendimi uzun zamandır unutmuştum, hayatım, hastalıklar, sorunlar, ilişkiler herşey beni ele geçirmişti. Ele geçirildiğiniz de ise algılarınız kapalı oluyor, boğuyor sizi, bunaltıp bırakıyor. Enerjinizi emiyor, ruhen çöküyorsunuz. Arada benliğinize yaptığınız kısa buluşmalar, yapmak istediklerinizden uzaklaşmamanızı , böylelikle de gerçekten sizi mutlu eden şeylere sahip olmanızı sağlıyacaktır.

Kendinizi ihmal etmeyin, makyaj ve saç yapmaya ya da kıyafet seçmeye ayırdığınız vakit kadar belki daha bile fazla, ruhunuzun aynasıyla konuşmayı deneyin! :)

Yani ben, İstanbul'dan uzaklaşırken, aslında kendime daha yakınlaştığımı farkettim. Artık havada farklı bir kokuyu soluyordum, renkler farklı, şehir farklı, bende farklılaştım... Çok kısa zaman içinde, ne yapmam gerektiğini düşündüm. Kafama takılan soruların yanıtlarını buldum, içsel bir rahatlama yaşadım. Ve onları bu haftalarda hayata geçirmeye başladım.İnanın! Benim için yeni bir dönem başlıyacak, belki zor ve koşturmacası bol ama beni mutlu etmeye değer :) 


Aklıma geldi, bonibonları renk skalasına göre dizer, öyle yerdim!
Pek standart değilmişim, sanırım? :)


Gözde Becerikli